“Qubadlıya dönüb öz kəndimizdə yaşayacam”- Ukrayna parlamentində vəzifəli soydaşımız... İsmayıl Qacar: Terrorist Paşinyana baş nazir kimi ilk ziyafəti Qoqi Meşveliani verib. SAHADA KAZANMAK YETMEZ İsmail CİNGÖZ ULUSLARARASI ZEMİNDE KARABAĞ SORUNU . İsmail CİNGÖZ
“Bu gün torpaqlarımızın azadlığı və bütövlüyü uğrunda onlarla kikboksçu ordu sıralarında döyüşür” Şura haqqında böhtan yayan saytlar məhkəməyə veriləcək Ermənilər sosial şəbəkələrdə azərbaycanlı adı ilə təxribata başladılar - FOTO Prezidentin köməkçisi sosial, iqtisadi, humanitar və demokratiya sahəsində fəaliyyət göstərən QHT-lərlə görüşüb
Prezidentin köməkçisi sosial, iqtisadi, humanitar və demokratiya sahəsində fəaliyyət göstərən QHT-lərlə görüşüb Tezliklə “Sağlam Qida” Könüllülərinin Qarabağ və Gəncə Forumu keçiriləcək "İstedad Əngəl Tanımır" gənc puplisist Orxan Adıgözəllə onlayn görüş Prezidentin köməkçisi Hikmət Hacıyev QHT rəhbərləri ilə növəti görüşü keçirib.



» » ULUSLARARASI ZEMİNDE KARABAĞ SORUNU . İsmail CİNGÖZ


ULUSLARARASI ZEMİNDE KARABAĞ SORUNU . İsmail CİNGÖZ

11-10-2020, 11:42
Oxunma sayı: 450
ULUSLARARASI ZEMİNDE KARABAĞ SORUNU . İsmail CİNGÖZEvveliyatı 18’inci yüzyıla uzanan Karabağ sorunu, 1988 yılı başlarında tekrar nüksetmişti. Sovyet Rusya’nın dağılma sürecinin ayak seslerinin duyulmasıyla o dönem Sovyet Rusya’ya dahil olan Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ bölgesini kendisine bırakılmasını isteyen yine o dönem Sovyet Rusya’ya dahil Ermenistan ile başlayan sürtüşmeler Şubat 1988’de çatışmaya dönüşmüş ve 16 Mayıs 1994’te ateşkes imzalanana kadar aralıklarla devam etmiştir. Hatta bu çatışmalarda Birleşmiş Milletler (BM) kararları ile de tescil edilmiş olan Ermenilerin, Azerbaycan Türklerine uyguladıkları soykırım ve katliamları yaşanmıştır.
Şubat 1988’de Ermeni milliyetçiler tarafından bilerek organize edilen ve Azerbaycan Türklerini dünya kamuoyu önünde haksız duruma düşürmek amacıyla tasarlanarak Sumgayıt’ta başlatılan olaylar, Kasım 1988’de Kirovabad’a, 13 Ocak 1990’da Bakü’ye sıçramış, kanlı olaylar yaşanmıştır. Ermenilerin 10-12 Şubat 1992 tarihindeki Malıbeyli ve Kuşçular köylerine yaptıkları saldırılarda 50’ye yakın sivil Azerbaycan Türkü’nü katletmeleri, yüzlercesini yaralamaları ve esir olarak götürülmeleri uluslararası kamuoyu önünde gerçekleşmiştir.
1992 yılının 25 Şubat’ı 26 Şubat’a bağlayan gecesinde ise Rus 366’ncı Motorize Piyade Alayının da fiilen desteği ile; 2.605 ailenin ve toplam 7 bin kişinin yaşadığı Hocalı Kasabasına giren Ermenilerin doğrudan sivilleri hedef alan saldırıları ve soykırımları, somut belgeleriyle tarihe geçmiştir. Ermeniler; kadın, çocuk, yaşlı demeden resmi rakamlara göre 83’ü çocuk, 106’sı kadın toplam 613 Azerbaycan Türkü’nü hunharca katletmiştir. Yağmalanan Hocalı tamamen yok edilmiş, hatta uzun süre cenazelerin alınması bile mümkün olmamıştır.
Şubat 1992’de Dağlık Karabağ’da çatışmalar başlayınca, Dağlık Karabağ sorununa çözüm üretmek için Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT/OSCE) 24 Mart 1992 tarihinde Finlandiya’nın başkenti Helsinki’de bir toplantı düzenlemiştir. Toplantıda Karabağ çatışmalarının barışçıl yollarla çözümü için görüşmelere zemin hazırlayacak bir ortamın oluşturulması fikri gündeme gelmiş ve bu eksende bir çalışma yapılması için en kısa sürede Belarus’un başkenti Minsk’te bir konferans düzenlenmesi kararlaştırılmıştır. Ancak öngörülen tarihte bu konferans gerçekleştirilememiştir.
Merkezi New York’ta bulunan İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch) tarafından Dağlık Karabağ Savaşı sırasında Ermenilerin Azerbaycan Türklerine karşı işledikleri cinayet ve vahşetleri “Katliam” olarak kayıtlara geçirirken, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) üyeleri de 324 nolu "Ermeniler tüm Hocalı sakinlerini katletti" ifadeli bir bildirge yayınlamıştır[1]. 1988-1994 yılları arasında Karabağ’a saldıran ve Azerbaycan topraklarının %20’sini işgal eden Ermenistan’ı kınayan BM Genel Kurulu; 822 (30 Nisan 1993), 853 (29 Temmuz 1993), 874 (14 Ekim 1993) ve 884 (12 Kasım 1993) sayılı kararları ile “Ermenistan’ın işgal altında bulunan Azerbaycan topraklarını terk etmesini” istemiştir. BM kararlarını hiçe sayan, uluslararası hukuk kurallarını yok sayan Ermenistan, işgal ettiği Azerbaycan topraklarını terk etmediği gibi 27 Eylül 2020 tarihine kadar defalarca saldırı yapabilme cüretini sürdürmüş, uluslararası kuruluşlar ve kamuoyu da bunlara karşı adeta kör, sağır ve sessiz kalmıştır.
***
Daha kuruluş aşamasında ölü doğmuş olan AGİT Minsk Grubu, 6 Aralık 1994 tarihinde Budapeşte’de yapılan toplantısında, Minsk Süreci için ABD, Fransa ile Rusya’nın eş başkan; Azerbaycan, Ermenistan, Türkiye, Almanya, İtalya, İsveç, Finlandiya ve Belarus daimî üye olarak belirlenmiş ve bu eksende kurumlar oluşturulması kararı almıştır.
Dağlık Karabağ sorunun çözümünü takip eden ve resmi bir uluslararası kuruluş haline gelen AGİT Minsk Grubu, yoğun bir müzakere sürecine girmiş, belirli periyodlarla çalışmalar yürütmüş olsa da 1996 yılında “Ermenistan’ı kınayan, Azerbaycan’ın toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesini isteyen çağrısı” dışında kayda değer bir sonuç elde edememiştir. Dolayısı ile defalarca yapılan toplantılarda ileri sürülen çözüm önerilerinin; konunun muhatapları tarafından bir şekilde (bir tarafın, bazan iki tarafın hatta üyelerin itirazı ile) kabul edilmemesi veya sürüncemede bırakılması gibi çeşitli sebeplerle adeta bir arpa boyu yol alınamamıştır.
Karabağ sorunu ve Minsk Grup çalışmaları hakkında bir soru üzerine Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkanı Bülent Aras’ın, 1 Ekim 2012 tarihli röportajında “Biz maalesef AGİT Minsk Grubu'nun, sorunun çözümüyle ilgili pratikte hiçbir adım attığını görmedik” cümlesi[2] çok önemlidir. Dolayısı ile BM ve AGİT Minsk Grup üyeleri, alınan kararların uygulanmasında ısrarcı olmadıkları ve iki yüzlü davranışlar sergiledikleri hatta ABD ile Fransa’nın özellikle çözümsüzlüğün devam etmesi yönünde hareket ettikleri görülmektedir. Rusya’nın da BM nezdinde Ermenistan’a karşı yaptırım kararları alınmasına engel olduğu bilinmektedir.
1992 yılında Hocalı'da yaşananları ve 613 Azerbaycan Türkü’nün katledilmesini; Meksika, Macaristan, Pakistan, Kolombiya, Çek Cumhuriyeti, Bosna Hersek, Honduras, Peru, Sudan ve İslam İşbirliği Teşkilatı ile ABD’nin 16 Eyalet Meclisi’nin “soykırım” olarak tanımasına, 5 ülke parlamentosunun da kınamasına[3] rağmen küresel ve bölgesel güçler tarafından desteklenen Ermenistan, bir de uluslararası kuruluşların iki yüzlü davranışlarından da aldığı cesaretle sürekli saldırgan taraf olmayı sürdürmüş, işgal ettiği Azerbaycan topraklarını terk etmemiştir.
Karabağ sorunu BM Antlaşması hükümlerine göre incelendiğinde;
Madde 2/4: “Teşkilatın Üyeleri, miletlerarası münasebetlerinde gerek herhangi bir başka Devletin toprak bütünlüğüne veya siyasi bağımsızlığa karşı, gerekse Birleşmiş Milletler’in amaçları ile telif edilemeyecek herhangi bir surette, tehdit veya kuvvet kullanılmasına başvurmaktan kaçınırlar” hükmü ile ülkelerin kuvvet kullanma yasağını tanımlamıştır.
Madde 2/6: “Teşkilat, Birleşmiş Milletler üyesi olmıyan Devletlerin, milletlerarası barış ve güvenliğin muhafazasının icabettirdiği ölçüde, işbu esaslara uygun olarak hareket etmesini sağlar” hükmü ile kuvvet kullanma yasağı, Antlaşmaya üye olmayan devletler yönünden de bağlayıcı olarak kabul edilmiştir.
Madde 51: “İşbu Antlaşmanın hiçbir hükmü, Birleşmiş Milletler Üyelerinden birinin silahlı bir saldırmaya hedef olması halinde, Güvenlik Meclisi milletlerarası barış ve güvenliğin muhafazası için lüzumlu tedbirleri alıncaya kadar, tabii olan münferit veya müşterek meşru müdafaa hakkına halel getirmez. Bu meşru müdafaa hakkını kullanarak Üyelerin aldığı tedbirler derhal Güvenlik Meclisine bildirilir ve Meclisin, işbu Antlaşmaya dayanarak milletlerarası barış ve güvenliğin muhafaza veya iadesi için lüzumlu göreceği şekilde her an hareket etmek yetki ve ödevine hiçbir veçhile tesir etmez.”
26 Haziran 1945 tarihli BM Antlaşması’nın 2/4’üncü maddesi ile “saldırının fiilen gerçekleşmesinin şart olmadığı, sadece kuvvet kullanma tehdidinin yeterli olduğu, “BM’nin amaçları ile telif edilemeyecek (bağdaşmayacak) herhangi bir surette…” ibaresi ile kuvvet kullanma yasağının ihlali sayılabilecek fiillerin, sınırlı şekilde sayılmadığı anlaşılmaktadır[4].
Antlaşmanın 51’inci maddesi ile; bir devlet saldırıya uğradığında, meşru savunma hakkını kullanabileceği ve bu saldırılara karşı gerekli önlemleri alabileceği hususlar düzenlenmiştir. Antlaşmanın bu hükmünden anlaşılacağı gibi, meşru savunma hakkına başvurulabilmesi için bir silahlı saldırıya hedef olunması ana koşul olarak belirlendiği görülmektedir. Ancak 51’inci maddeden doğan hakkın kullanılması halinde derhal Güvenlik Konseyine bildirimde bulunma yükümlülüğü getirilmiştir.
BM, 14 Aralık 1974 tarihli ve 3314 sayılı kararı ile “saldırı” konusunun da tanımını yaptığı görülmektedir. Saldırı; “Bir başka devletin egemenliğine, ülke bütünlüğüne ya da siyasi bağımsızlığına karşı ya da BM Antlaşması’na aykırı herhangi bir biçimde silahlı kuvvet kullanmasıdır. Bu nitelikli eylemin saldırı kabul edilebilmesi için, Güvenlik Konseyi’nin değerlendirmesi saklı kalmak üzere, saldırı olarak kabul edilecek eylem bu yönde ilk hareket eden devletin eylemi olmalıdır. Takdiri Güvenlik Konseyi’ne ait olmak üzere, bir eylemin saldırı olarak kabul edilebilmesi için ayrıca yeterli yoğunlukta da olması gerektiği” olarak tanımlanmıştır. Ermenistan’ın Azerbaycan topraklarına saldırıları, BM Antlaşması ve 3314 Sayılı Kararı kapsamında incelendiğinde; Azerbaycan’ın Uluslararası Hukuka göre haksız bir saldırı altında olduğu kabul edilmelidir[5].
Ermenistan’ın 1988’den bu yana Azerbaycan’ın toprak bütünlüğüne karşı yapmış olduğu bütün saldırılar dahil olmak üzere; 12 Temmuz 2020 tarihinde Ermeni topçularının Azerbaycan’ın kuzeyindeki Tovuz bölgesine saldırıları ile 27 Eylül 2020 sabahı işgalci Ermeni askerlerinin Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ bölgesindeki cephe hattı boyunca geniş kapsamlı olarak sivil ve askeri mevzilere hedef gözetmeksizin; büyük çaplı silahlar, top ve havanlarla gerçekleştirdiği saldırılar, BM Antlaşmasına göre de 3314 Sayılı Kararına göre de haksız bir saldırıdır.
Dolayısı ile Azerbaycan’ın; meşru savunma hakkını kullanarak Ermeni saldırılarına karşılık vermesi ve yaklaşık 30 yıldır işgal altında bulunan topraklarını kurtarmak amacıyla karşı harekât başlatması, uluslararası antlaşmalar kapsamında sonuna kadar haklıdır.
Azerbaycan’ın karşı harekât başlatarak ve işgal altındaki topraklarını geri kazana kazana ilerlemeye başlaması üzerine ABD ve Avrupa başta olmak üzere çeşitli ülkelerden ve devlet başkanları ile başbakanlarından ya da devlet görevlilerinden “itidal” ve “ateşkes” çağrılarının ardarda geldiği görülmektedir. Ateşkes veya itidal çağrısı yapan ülkelerin “uluslararası hukuk kuralları kapsamında işgalci konumunda olan Ermenistan’a “işgal altındaki Azerbaycan topraklarını terk et” çağrıları yapmaları gerekirken, özellikle Azerbaycan kast edilerek “itidal” ve “ateşkes” çağrıları yapıyor olmaları iki yüzlülüklerini göstermesi açısından önemlidir. Bu ülkelerin; uluslararası hukuk kurallarına göre haksız saldırılarını sürdüren Ermenistan’ın, işgal ettiği toprakları terk etmek bir yana hala sivil yerleşim bölgelerine olan saldırılarını sürdürmesine rağmen Azerbaycan’a itidal ve ateşkes çağrısı yapılıyor olması tutumlarında bir değişiklik olmadığını da tarih kaydetmektedir.
Israrla itidal ve ateşkes çağrılarının gelmeye devam etmesi üzerine bir basın açıklaması yapan Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, işgal altındaki Azerbaycan topraklarını kurtarmak için başlattıkları operasyonların durması için; “Ermenistan ordusu topraklarımızdan çıksın. Ermenistan Başbakanı Paşinyan, Azerbaycan'ın toprak bütünlüğünü tanıdığını açıklasın. Azerbaycan halkından özür dilesin ve Karabağ'ın Ermenistan toprağı olmadığını söylesin. Bize, Ermenistan ordusunun işgal ettiği topraklardan çekilmesinin takvimini versin. O zaman biz de ateşkesi sağlayacağız. Halbuki şimdi şiddetli çatışmaların devam ettiği zamanda bunu yapmak zordur. Çünkü biz dursak da onlar durmayacak. Fakat her bir durumda bunun üzerinde çalışılabilir." Sözleriyle ateşkes şartlarını açıklamıştır. Aliyev ayrıca; “Dağlık Karabağ sorununun müzakere yoluyla çözülmesi için yıllarca umutla beklediklerini, Ermenistan'ın ise daha da ileri gittiğini, toprakları geri vermeyecekleri konusunda beyanlarda bulunduklarını, şimdiki durumda başlıca suçlunun Erivan yönetimi olduğunu ve bu konuya kayıtsız kalan ve her zaman Ermenistan'ı destekleyen bazı ülkelerinde suçlu olduğunu” söylemiştir[6].
Azerbaycan, 1994’te imzalanan ateşkes anlaşmasının ardından uluslararası hukuk kuralları kapsamında hareket ederek barış görüşmelerini sürdürmüştür. Lakin süregelen barış görüşmelerinde; mağdur olan, toprakları işgal edilen, hatta ateşkese rağmen sık sık Ermenistan’ın silahlı saldırılarına maruz kalan taraf olsa da Azerbaycan, toprak bütünlüğünden fedakârlık yapması beklenen taraf olarak görülmüştür. Fakat bunlara rağmen korunan/kollanan Ermenistan, buradan aldığı cesaretle saldırılarını sürdürmüştür. Uğradığı saldırı üzerine karşı harekât başlatan Azerbaycan’dan uluslararası toplumun “çatışmaya son vermesini ve sorunların müzakere yoluyla çözülmesi talepleri” samimi olmadıklarını göstermektedir.
Türkiye, Karabağ sorununda Azerbaycan’a sonuna kadar desteğini açıklamıştır. Çünkü iki devlet, tek millet olarak Karabağ sorunu, Azerbaycan’ın olduğu kadar Türkiye’nin de sorunudur. Ayrıca Karabağ sorunun çözüme kavuşması halinde Türkiye’nin Doğu Akdeniz, Ege ve Kıbrıs sorunlarının çözümlerine uzanacak süreci de başlatacağı, hatta ABD önderliğinde Batı tarafından Türkiye’nin güney sınırlarında kurulmaya çalışılan PKK/PYD/YPG terör devleti girişimlerinin de önlenebileceği Türkiye karar alıcı mekanizmaları tarafından hatırda tutulmalıdır.
Sonuç olarak;
Ermenistan, uluslararası kuruluşlar tarafından da tescil edildiği üzere işgal ettiği Azerbaycan topraklarını terk etmemiş olmakla uluslararası kurallara göre suçludur. Ayrıca BM ve AGİK Minsk Grubu kararlarını hiçe saymakla da suçludur. Aldıkları kararların uygulanmasını takip etmemiş olmakla, alınan kararların hayata geçirilememesinden dolayı sorunun bu günlere kadar uzamasından dolayı bu kuruluşlar da müteselsilen sorumludurlar.
1988-1994 yıllarında yaşanan olayların, uluslararası hukuk açısından soykırım olduğunun kabul edilmesinden hareketle; soykırıma maruz kalanların aileleri ile yıllardır topraklarını terk etmek zorunda kalan ve kaçkın durumda olanların, Lahey Adalet Divanı’nda “Soykırım” davası açma, uygulanan insan hakları ihlalleri açısından ise Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne müracaat etme hakları vardır. Dava açmalarının sağlanmasında Azerbaycan hükûmeti tarafından yardımcı olunmalı, hukuki destek verilmelidir.
Her defasında olduğu gibi 27 Eylül 2020 tarihinde de saldıran ve çatışmaları başlatan tarafın Ermenistan olmasından hareketle, Azerbaycan’ın meşru savunma ve işgal altında olan topraklarını kurtarma hakkı ile hareket ettiği tartışmasızdır. Ayrıca mevcut çatışmalar, uluslararası hukuk açısından işgal altında bulunan bölgelerde gerçekleştiği için Ermenistan topraklarına karşı bir saldırı değildir. Azerbaycan kendi toprakları üzerindeki mevcut işgalin son bulması için BM Antlaşmasının 51’nci maddesi kapsamında yasal bir harekât düzenlemektedir.
Karabağ sorununun çözümü için Ermenistan’ın ve uluslararası kamuoyunun öncelikle Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünü kabul etmeleri önemlidir. Zira bu eksende Ermenistan’ın masaya oturtulması çözümü hızlandıracak ve kolaylaştıracaktır. Bölgesel olduğu kadar küresel olan Karabağ sorunun uluslararası hukuk kuralları dahilinde çözümü için BM öncelikle görüşmeler başlatmalıdır.
Kalıcı barışın ardından topraklarını terk eden halk, topraklarına geri dönebilecektir. Ardından istikrar sağlanmasına müteakip Karabağ bölgesinin doğal zenginlikleri bütün kesimler tarafından rahatlıkla işletilebilecek ve bölgesel kalkınma her kesimin yararına olacaktır. Dolayısı ile bölgenin olduğu kadar Ermenistan’ın geleceği de Ermenistan’ın tavrına bağlıdır. Ermenistan kör milliyetçilikten vazgeçmelidir.
Son söz olarak; Azerbaycan için zaman çok önemlidir. Ateşkes görüşmelerine başlanmadan önce, işgal altındaki topraklarını kurtarmış olmalıdır. Ayrıca Azerbaycan tarafından; Nahçıvan Koridoru mutlaka tesis edilmeli, Laçin Koridoru da görüşme masasına getirilmelidir.
:
İsmail CİNGÖZ; Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Uzmanı/M.Sc. BULTÜRK Ankara Temsilcisi. cingozismail01@gmail.com

[1] Mustafa BAG; “Hocalı Katliamı'nın 28. Yıl Dönümü: Katliam Mı 'Soykırım' Mı? Kim Nasıl Kabul Ediyor?”, euronews, 26.02.2020.
[2] Al Jazeera Türk; “Dağlık Karabağ'da Çözüm Girişimleri: AGİT Minsk Grubu'nun Müzakere Çıkmazı”, 23.10.2012.
[3] Mustafa BAG; a.g.m.
[4] Ersan ŞEN; “Dağlık Karabağ Sorunu”, 01.10.2020. https://www.hukukihaber.net/daglik-karabag-sorunu-makale,8284.html
[5] Ersan ŞEN; a.g.m.
[6] Uğur YILDIRIM; “Son Dakika Haberi: Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev Ateşkes İçin Şartlarını Açıkladı!”, Sabah, 05.10.2020.

NOT: Bu makale 07.10.2020 tarihinde Ticari Hayat Gazetesi’nde yayınlanmıştır
Sosial şəbəkələrdə paylaş: